Yapılması gerektiği gibi yapılan bir şey, sonsuzluk ile damgalanır.
Henry David Thoreau
Şirketlerin toplumla kurduğu ilişki son otuz yılda önemli ölçüde değişti. Bir dönem daha çok gönüllü faaliyetler ve kurumsal sosyal sorumluluk projeleri üzerinden tartışılan bu alan, bugün sürdürülebilirlikten ESG’ye ve sosyal etkiye uzanan daha kapsamlı bir yönetim çerçevesi içinde ele alınıyor. Ancak bu dönüşüm yeni bir sorunu da beraberinde getirdi: farklı tarihsel ve kuramsal arka planlara sahip kavramlar giderek daha sık biçimde birbirinin yerine kullanılmaya başladı.
Bugün birçok kurumda kurumsal sosyal sorumluluk, sürdürülebilirlik, sosyal fayda, sosyal etki ya da toplumsal yatırım aynı anlam alanı içinde değerlendirilebiliyor. Oysa bu kavramların her biri şirketlerin toplum üzerindeki etkilerine ilişkin farklı bir sorudan doğdu.
Kurumsal sosyal sorumluluk şirketlerin toplum karşısındaki sorumluluğunu tartışmaya açarken, sürdürülebilirlik ekonomik faaliyetlerin uzun vadeli toplumsal ve çevresel sonuçlarına odaklandı. ESG yaklaşımı bu alanları ölçülebilir risk ve performans göstergeleri üzerinden değerlendirmeye yöneldi. Sosyal etki yaklaşımı ise faaliyetlerin kendisinden çok ortaya çıkan değişimi anlamaya çalıştı.
Kavramlar arasındaki bu farkların belirsizleşmesi teorik bir sorun yaratmasının yanı sıra; şirketlerin karar alma süreçlerini de doğrudan etkiliyor. Çünkü hangi kavramın hangi probleme cevap verdiği netleşmediğinde, kurumların neyi yönetmeye çalıştığı da muğlak hale geliyor.
Bu durum, şirketlerin topluma karşı sorumluluğunu kimi zaman iletişim diliyle, bazen raporlama çerçeveleriyle, kimi durumlarda ise sosyal projeler üzerinden tanımlamasına yol açabiliyor.
Bu nedenle şirketlerin topluma karşı sorumluluğunu tartışırken, bu kavramların hangi ihtiyaçlardan doğduğunu ve hangi noktalarda ayrıştığını yeniden düşünmek gerekiyor.
1. Sosyal Sorumluluk
Sosyal sorumluluk, bireylerin ya da kurumların toplum karşısında belirli yükümlülükler taşıdığı düşüncesine dayanır. Kavram sadece kendi çıkarlarımızı düşünerek bir arada yaşayamayacağımız, sağlıklı bir toplumun ancak dayanışma ve birbirimize karşı duyduğumuz sorumluluklarla var olabileceği düşünsel zemininden beslenir.
Türkiye’de ise sosyal sorumluluk kavramı uzun yıllar boyunca daha çok hayırseverlik, bağış ve gönüllü katkılar üzerinden yorumlandı. Şirketlerin eğitime destek vermesi ya da sosyal kampanyalara katkı sunması çoğu zaman sosyal sorumluluk yaklaşımının karşılığı olarak değerlendirildi.
Ancak bu katkılar çoğu zaman şirketlerin temel iş yapış biçimleriyle, çalışma ilişkileriyle ya da uzun vadeli toplumsal etkileriyle doğrudan ilişkilendirilmiyordu. Bu nedenle sosyal sorumluluk uygulamaları uzunca bir süre dönemsel projeler etrafında şekillendi.
Zamanla bu yaklaşımın sınırları daha belirgin hale geldi. Çünkü şirketlerin toplum üzerindeki etkilerinin yalnızca destekledikleri sosyal projelerden ibaret olmadığı; çalışma yaşamından tedarik zincirlerine kadar geniş bir etki alanında ortaya çıktığı tartışılmaya başlandı. Bu dönüşüm, kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımının gelişmesinde etkili oldu.
2. Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS)
Kurumsal sosyal sorumluluk, şirketlerin ekonomik faaliyetlerinin toplum üzerindeki etkilerine ilişkin sorumluluklarını ifade eder. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında büyüyen şirketlerin toplumsal etkilerinin daha fazla tartışılmasıyla birlikte, bu kavram işletme literatüründe önem kazandı.
Amerikalı ekonomist Howard R. Bowen, işletmelerin kararlarının toplumun değerleriyle uyumlu olması gerektiğini savunarak KSS literatürünün temel çerçevelerinden birini oluşturdu. İlerleyen yıllarda işletme profesörü Archie B. Carroll, şirketlerin ekonomik ve yasal sorumluluklarının yanında etik ve gönüllü sorumluluklar da taşıdığını ileri sürdü.
Türkiye’de KSS uygulamaları çoğu zaman proje odaklı ilerledi ve sosyal kampanyalar ya da gönüllülük projeleri genellikle bu yaklaşımın temel göstergesi olarak değerlendirildi.
Ancak KSS yaklaşımı yalnızca sosyal projelerle sınırlı değildi; şirketlerin iş yapış biçimleri ve toplumsal etkileri de bu sorumluluk alanının parçasıydı.
3. Kurumsal Sorumluluk
Kurumsal sorumluluk, şirketlerin yalnızca ekonomik başarısından değil; faaliyetlerinin toplum, çalışanlar ve çevre üzerinde yarattığı etkilerinden de sorumlu olduğunu savunan yaklaşımı ifade eder.
Kurumsal sosyal sorumluluk kavramıyla yakın ilişki içinde olsa da kurumsal sorumluluk yaklaşımı şirketlerin karar alma süreçlerini, çalışma ilişkilerini ve tedarik zincirlerini de sorumluluk alanının parçası olarak değerlendirir.
Bu yaklaşımda şirket sorumluluğu, kurumun çevresinde konumlanan ikincil faaliyetlerden çok, doğrudan şirketin temel işleyişiyle ilişkilidir. Bu yüzden şirketlerin yarattığı etkiler, kurumun çevresinde konumlanan ikincil faaliyetlerden bağımsız düşünülemez.
Özellikle çalışma koşulları, insan hakları ihlalleri ve çevresel zararlarla ilgili tartışmalar, şirketlerin sorumluluğunun yalnızca sosyal projeler üzerinden değerlendirilemeyeceğini gösterdi.
4. Paydaş Yaklaşımı
Paydaş yaklaşımı, şirketlerin hissedarlarının yanı sıra faaliyetlerinden etkilenen ya da faaliyetlerini etkileyebilen tüm gruplara karşı sorumluluk taşıdığını savunan yönetim felsefesi olarak ortaya çıktı. Amerikalı akademisyen R. Edward Freeman paydaşları, “kuruluşun amaçlarına ulaşmasını etkileyebilen ya da bundan etkilenebilen kişi ve gruplar” olarak tanımlar.
Bu yaklaşım, şirket faaliyetlerinin farklı toplumsal gruplar üzerinde aynı sonuçları üretmediği gerçeğini açıkça ortaya koymuştur. Çünkü şirketlerin aldığı kararlar bazı gruplar için fırsatlar yaratırken, aynı anda başka gruplar açısından eşitsizlikler ve kırılganlıklar üretebilir.
5. Sürdürülebilirlik ve SKA’lar
Sürdürülebilirlik, ekonomik, toplumsal ve çevresel sistemlerin uzun vadede devamlılığını koruyabilecek biçimde yönetilmesini ifade eder. Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan Bizim Ortak Geleceğimiz raporunda sürdürülebilir kalkınma, “bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama kapasitesini tehlikeye atmayan kalkınma” olarak tanımlanır.
Sürdürülebilirlik, çevresel meselelerin ötesinde toplumsal eşitsizlikler, çalışma yaşamı ve kuşaklar arası adalet gibi alanları da kapsar. Bu bakış açısıyla birlikte, şirketlerin topluma yönelik faaliyetleri kadar ana ekonomik faaliyetlerin de uzun vadeli ve makro sonuçları da merkeze alınır.
2015 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar), sürdürülebilirlik alanındaki en yaygın küresel çerçevelerden biri haline geldi. SKA’lar zamanla şirketler için de önemli bir referans noktası oldu. Ancak bir şirketin belirli SKA’larla ilişki kurması, tek başına toplumsal etki yarattığını göstermeyebilir.
6. Sosyal Sürdürülebilirlik
Sosyal sürdürülebilirlik, toplumların uzun vadede adil, güvenli ve kapsayıcı yaşam koşullarını koruyabilme kapasitesiyle ilgilidir. Bu kavram; çalışma yaşamı, insan hakları, toplumsal eşitlik, sağlık, kapsayıcılık ve yaşam kalitesi gibi alanları kapsar.
Sürdürülebilirlik tartışmaları içinde ekonomik büyümenin toplumsal sonuçları daha belirgin hale geldi. Özellikle güvencesiz çalışma koşulları, derinleşen eşitsizlikler ve kırılgan gruplar üzerindeki etkiler, sosyal sürdürülebilirlik tartışmalarını daha önemli hale getirdi.
Kurumsal bağlamda sosyal sürdürülebilirlik, şirketlerin çalışanlar, tedarik zincirleri ve yerel topluluklar üzerindeki etkileriyle ilişkilidir.
7. Sorumlu İş Yapma Yaklaşımı
Sorumlu iş yapma yaklaşımı şirketlerin yalnızca ekonomik performanslarıyla birlikte faaliyetleri boyunca ortaya çıkabilecek olumsuz sosyal, çevresel ve yönetişim etkilerinden de sorumlu olduğunu savunan yaklaşımdır.
OECD tarafından geliştirilen bu yaklaşım; insan hakları, çalışma yaşamı, çevresel etkiler ve tedarik zinciri ilişkileri gibi alanlarda şirketlerin sorumluluklarını tanımlar ve şirketlerin ortaya çıkabilecek zararları önleme sorumluluğunu kapsar.
OECD’nin risk temelli yaklaşımı, şirketlerin tedarik zincirleri ve iş ilişkileri boyunca ortaya çıkan etkilerden de sorumluluk taşıyabileceğini vurgular.
8. ESG
ESG (Environmental, Social, Governance), şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarındaki performanslarını değerlendirmek için kullanılan bütüncül bir çerçevedir.
Şirketlerin sürdürülebilirlik risklerini ve performans göstergelerini sistematik bir biçimde ölçmeyi hedefleyen bu yaklaşım ile birlikte, önemlilik (materiality) ve çifte önemlilik (double materiality) kavramları da raporlama dünyasının merkezine yerleşti.
Artık mesele yalnızca sürdürülebilirlik risklerinin şirket finansalları üzerindeki etkisini hesaplamak değil; şirket faaliyetlerinin insan, toplum ve çevre üzerinde yarattığı gerçek sonuçları da şeffaflıkla ortaya koymaktır.
Dolayısıyla ESG, sürdürülebilirliği soyut bir iyi niyet beyanı olmaktan çıkarıp; veriye dayalı, karşılaştırılabilir ve denetlenebilir bir stratejik yönetim aracına dönüştürüyor.
9. Sosyal Fayda
Sosyal fayda, bir faaliyet, politika ya da müdahalenin bireyler veya toplum açısından yarattığı olumlu katkıyı ifade eder.
Kurumsal dünyada sosyal fayda kavramı özellikle şirketlerin topluma yönelik katkılarını anlatmak için yaygın biçimde kullanılmaktadır.
Türkiye’de sosyal fayda kavramı giderek daha geniş bir kullanım alanına yayıldı. Bu durum, topluma yönelik hemen her katkının “sosyal fayda” olarak tanımlanmasına yol açtı.
Ancak bir faaliyetin topluma katkı sağlaması ile nasıl bir değişim yarattığını ortaya koymak aynı şey değil. Özellikle sosyal etki yaklaşımının güç kazanmasıyla birlikte, bu ayrım daha net biçimde görünür hale geldi.
10. Toplumsal Yatırım
Toplumsal yatırım, şirketlerin toplum yararına geliştirdiği stratejik katkıların bütünüdür. Bu katkılar; finansal destekler, uzun vadeli sosyal programlar, eğitim yatırımları, kapasite geliştirme çalışmaları ve gönüllülük uygulamaları gibi geniş bir çerçevede ortaya çıkabilir. Bu alan; şirketlerin paydaş ilişkilerini güçlendiren, sosyal etki vizyonunu ve sürdürülebilirlik hedeflerini doğrudan besleyen stratejik bir yönetim çerçevesi olarak kabul ediliyor.
Bu yatırımların etkinliğini ölçmek konusunda küresel ölçekte en çok referans alınan sistemlerden biri ise Business for Societal Impact (B4SI) çerçevesidir. B4SI, toplumsal yatırımların yalnızca yapılan harcamalar üzerinden değil; ortaya çıkan çıktılar ve etkiler üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini vurgular ve kurumların toplumsal yatırımlarını tutarlı ve şeffaf bir şekilde yönetmesini sağlıyor
11. Sosyal Etki
Sosyal etki, bir faaliyet, program ya da müdahalenin bireyler, topluluklar veya toplumsal sistemler üzerinde yarattığı kısa, orta ya da uzun vadeli değişimleri ifade eder.
Sosyal etki literatüründe çıktı, sonuç ve etki ayrımı temel bir önem taşır. Çıktılar gerçekleştirilen faaliyetleri ifade ederken; sonuçlar davranışlar ya da yaşam koşullarında ortaya çıkan değişimleri kapsar. Etki ise daha uzun vadeli ve yapısal dönüşümlerle ilişkilendirilir.
Bu nedenle sosyal etki yaklaşımı, faaliyetlerin miktarından çok ortaya çıkan değişimle ilgilenir. Bir programa kaç kişinin katıldığı ya da kaç kişiye ulaşıldığı ölçülebilir; ancak bu programın insanların davranışlarını, karar alma süreçlerini ya da yaşam koşullarını gerçekten değiştirip değiştirmediği başka bir meseledir. Sosyal etki yaklaşımı, tam olarak bu değişimin niteliğini ve kalıcılığını anlamaya çalışır.
Fadile Paksoy
Bu yazı, Brandmap Dergisi’nin Temmuz-Ağustos 2026 sayısında yayımlanmıştır.